TürkAta Vakfı'nın şirketiEğitim · Kültür · Yayıncılık · Yazılım · İletişimturkatav.org
Tükav GazilerEğitim Kültür Hizmetleri

TürkAta Dergisi · Sayı 1 · Bölüm IV

El Sanatları

Halı, çini, ebru, minyatür, hat · Sayfa 42–47

Metinler dergiden aynen aktarılmıştır. Kaynak ve görsel hakları her içeriğin altında ve Kaynakça bölümündedir.

PDF
TürkAta Dergisi Sayı 1, sayfa 42
Sayfa 42

El sanatları

BÖLÜM IV

IV

Halıdan çiniye, ebrudan minyatüre; Türk el sanatlarının ustalığı.

Halı ve kilim

43

Düğüm ve dokuma

Çini ve İznik çinisi

44

Sır, renk ve desen

Ebru

45

Suyun yüzeyinde sanat

Osmanlı minyatürü

46

Saray ve savaş sahneleri

Hat ve tezhip

47

Güzel yazı ve yaldız

Kapak görseli: 17. yüzyıldan Osmanlı halısı · Bilinmeyen yazar · Kamu malı

TürkAta Dergisi Sayı 1, sayfa 43
Sayfa 43

EL SANATL ARI · DOKUMA

Halı ve kilim

Halı; atkılarının atılmasından sonra (arka iplikleri) üzerine desene göre istenilen hav yüksekliğinde iplerin geçirilerek düğümlenmesi ile yapılan ev içinde ve genellikle yer örtüsü olarak kullanılan eşyadır.

Uşak halısı

Görsel: anonymous · Kamu malı

Halı; atkılarının atılmasından sonra (arka iplikleri)

üzerine desene göre istenilen hav yüksekliğinde iplerin geçirilerek düğümlenmesi ile yapılan ev içinde ve genellikle yer örtüsü olarak kullanılan eşyadır. Bazı evlerde de duvarda görülür. Halının kökü Anadolu Selçuklu Devletinden gelmiştir. Kilimle halı bir birinden farklıdır: Kilim ince bir halı tipidir. Dünyada bilinen ilk halılar Orta Asya'da Türkler tarafından dokunmuştur. Bu halıların günümüze kadar ulaşabilmiş en eski örneğinin MÖ 6-5. yüzyıllarda yapılmış olduğu ve hâlen Leningrad Müzesi'nde saklandığı bilinmektedir. Bu halı Pazırık Halısı olarak bilinmektedir. Halı insanların rahat ve sıcak bir zemin arayışı sonucu ortaya çıkan ve ev dekorasyonunda önemli bir yer tutan bir malzemedir.

Tarihi ise insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar önce sıcak bir zemin yaratmak amacıyla hayvan postlarını kullanıyorlardı.

İhtiyaçları arttıkça, ihtiyaçlarına uygun post bulamadıkları için, post taklidi yaygılar ürettiler. Zamanla sevdiklerini de desenleştirerek, bugünkü halının kaba örneklerine ulaştılar.

Kısaca halı insanoğlunun doğaya karşı ve doğayı kendine uydurma mücadelesinin ilk ürünlerindendir. Günümüze kadar gelen halı, yaşantımıza ekonomik, sosyal ve kültürel olarak önemli bir yer tutar. Gerek Türklerdeki, gerekse doğu ülkelerindeki ev dekorasyonundaki başlıca unsur halı ve kilimdir. Günümüzde modern teknolojinin sınırsız avantajlarını kullanan halı sektörü kendini sürekli yenilemektedir. Her yıl yeni trendlerin, kalitelerin ortaya çıktığı halı sektörü yaratıcılığın sınırlarını zorlamaya devam etmektedir.

KİLİM

Kilim, iki iplik sistemine dayanılarak yapılan, tersi ve düzü bulunmayan havsız bir dokuma. Bilinen en eski dokuma türlerinden biridir.Süsleme için de kullanılabilir. Yün veya kıl ipliğinden, dikey veya yatay yer tezgahlarında dokunur. Halıdan farkı havsız ve düğümsüz olması, diğer düz dokuma yaygılardan ayrılan yönü ise, iki iplik sistemiyle yapılması ve desenlerinin kabarık olmamasıdır. Düz dokuma yaygıların geçmişi düğümlü halılardan daha eski olmasına rağmen daha dayanıksız malzemeden üretildikleri için günümüze kalan eski örnekleri azdır. Günümüze ulaşan kilim tekniği ile dokunmuş en eski parça Eski Mısır'ın 18. hanedan dönemine aittir ve IV.

Tuthmosis'in mezarından çıkmıştır. Anadolu'da dokunmuş en eski kilim örneği, M.Ö. 2300 yıllarına tarihlenen, Truva kazılarında bulunmuş olan, "kraliçenin örtüsü" diye bilinen ancak bugün nerede olduğu bilinmeyen kilimdir. Ayrıca Gordion kazılarında Frigler'e (M.Ö 7. yüzyıla) ait kilime benzer parçalar ele geçirilmiştir. Güney Sibirya'daki Pazırık'ta milattan önce 5.-4. yüzyıllara tarihlenen ünlü Hun halısıyla birlikte bulunan keçe ve düz dokuma yaygılar, Peru'da milattan önce 8-.2. yüzyıllara tarihlenen parçalar tüm kıtalarda bu tür dokumaların çok eski tarihlerden beri bilindiğini gösterir.

ETİMOLOJİ

Kilim kelimesinin kökeni tartışmalıdır. Genelde aslının Farsça olduğu ve bu dilden Urduca ile Türkçeye, Türkçeden de Moğolca, Rusça ve Arapça ile Kafkas ve Balkan dillerine geçtiği kabul edilmektedir.

Metin: Türkçe Vikipedi, “Halı” (sürüm 36038528), “Kilim” (sürüm 37411624), CC BY-SA 4.0 — dergi için derlenip kısaltılmıştır. Görsel sahipleri ve lisanslar görsellerin altındadır.

TürkAta Dergisi Sayı 1, sayfa 44
Sayfa 44

EL SANATL ARI · SER AMİK

Çini ve İznik çinisi

Çini, bir yüzü sırlı, su geçirmez bir tabaka veya cam ile seramiğin ateşle birbirine kaynaştırılması sonucu ortaya çıkan levhadır.

İznik çinisi: gemi motifli testi (Louvre)

Görsel: Bilinmeyen ressam · Kamu malı

Çini, bir yüzü sırlı, su geçirmez bir tabaka veya cam ile madenî tozlar kullanılmıştır. Türk çini sanatının tarihi ilk seramiğin ateşle birbirine kaynaştırılması sonucu ortaya Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara kadar çıkan levhadır.

dayanmaktadır. Bu da çini sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe

TARİHÇE

=== Etimoloji === Kelimenin aslı Osmanlıca çînî (Çin'e ait, Çin işi) olup porselen sanatını dünyaya tanıtan Çinliler'e izafetle Çin isminden türetilmiştir.

sahip olduğunu göstermektedir. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullanmış, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra, çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır. Bursa'nın İznik ilçesinde başlamıştır. Orada yapımı azalınca Kütahya'da yapılmaya başlanmıştır.

ÜRETİMİ

Çini sanatı yapımında öncelikle kaolen, kum ve tebeşir gibi maddeler karıştırılır ve desenlerin işleneceği objeler oluşturulur. Bu maddelerden oluşan hamur şekillendirilerek kuruması için bir süre bekletilir. Arzu edilen sertliğe ulaşan

İZNİK ÇİNİSİ

İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Camii ve türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camii'nde (1426), Edirne Muradiye Camii (1433) ve Çinili Köşk'te (1472)

hamura astarlama işlemi yapılır.

görülebilmektedir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya

TARİHİ GELİŞİMİ

mavi, turkuaz, siyah renkleri ağırlıktadır ve daha çok geometrik Çeşitli devir ve bölgelere göre teknik değişiklikler göstererek desenler kullanılmıştır. Bu dönemde, mimaride kullanılan zenginleşen çininin ilk örnekleri, tuğla üzerine renkli sırın kullanılması ile eski Mısır ve Mezopotamya'da oluşturulmuştur.

Sırlı levhaların İslâmiyet'ten önce Uygurlar tarafından kullanılmış olması bu tekniğin Türk sanatındaki köklü geçmişini gösterir. Fakat çini büyük bir teknik çeşitlenme ile sürekli gelişmesini asıl İslâm sanatında ve daha çok da İslâmiyet'ten sonraki Türk sanatında ortaya koymuştur.

Özellikle Sâmerrâ kazılarında bulunan Abbâsîler devrine ait yeşil ve sarı sırlı levhalar ile sır üstüne perdah (lüster)

teknikleri ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönem çinilerinde lacivert, duvar çinilerine kâşi, süs ve mutfak eşyası çinilere ise evâni deniliyordu. 16. yüzyılda İznik'te üretilen çinilerde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde büyük gelişmeler olmuş ve Türk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı, mozaik gibi teknikleri bırakmış sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir.

Bunun yanı sıra saray nakkaşhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye başlanmıştır. Kırmızı, yeşil, mavi, lacivert, turkuaz ve kahverenginin kullanımıyla İznik çinilerinde yeni bir devir yaşanmaya başlanmıştır.

tekniğinde koyu kırmızı, kahverengi, sarı ve turuncu boyalarla

Metin: Türkçe Vikipedi, “Çini” (sürüm 37654082), “İznik çinisi” (sürüm 37549188), CC BY-SA 4.0 — dergi için derlenip kısaltılmıştır. Görsel sahipleri ve lisanslar görsellerin altındadır.

TürkAta Dergisi Sayı 1, sayfa 45
Sayfa 45

EL SANATL ARI · SU ÜSTÜNDE

Ebru

Ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su yüzeyinde, özel olarak hazırlanan boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine aktarılmasıyla yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır.

Battal ebru

Görsel: Akcire.14 · CC BY-SA 4.0

Ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su yüzeyinde, özel olarak hazırlanan boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine aktarılmasıyla yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır. Bu teknik sayesinde su yüzeyinde oluşan desenler doğrudan kağıda geçirilir ve her çalışma kendine özgü bir görünüm kazanır. Ebru sanatı, Türk süsleme sanatları arasında önemli bir yere sahiptir ve özellikle hat ve tezhip sanatlarıyla birlikte kullanılmıştır.

EBRU MALZEMELERİ

=== Kâğıt === Emici özelliği fazla ve mat olanları tercih edilir.

Genellikle birinci hamur kâğıt kullanılır.

SU

Kitre, deniz kadayıfı, boy tohumu veya sahlep gibi suyun yoğunluğunu sağlayacak doğal maddeler ile karıştırılır. Su kireçsiz ise dinlendirilmiş musluk suyu olabilir. Eskiler yağmur suyu kullanırmış. Tercihen saf su kullanılmalıdır.

TOPRAK BOYA

Ebruda kullanılan boyalar eskiden doğada bulunan topraktan elde edilmektedir. Bu toprak ezilip, elekle elenip suda süzülerek kullanıma hazır hale getirilirmiş. Günümüzde ezilmeye hazır halde ya da ezilmiş toz boyalar kullanılmaktadır. Toprak boyalar mermer ve destiseng denilen el taşının yardımıyla ezilerek macun kıvamına getirilerek kullanılır.

ÖD

Öd genellikle büyükbaş hayvanların safra kesesinden elde edilir. Safra keseleri delinir ve içindeki öd süzülerek bir kapta toplanır, benmari usulü kaynar suda 20 dakika bekletilir.

Yüzeyde biriken köpük bir kaşık yardımıyla alınır. Bu işlem kötü bir kokuya neden olduğu için açık havada yapılması önerilir.

Kalkan balığı ödü de kumlu-kılçıklı ebru yapımı için uygundur.

Günümüzde resim malzemesi satılan yerlerde rafine öd bulunmaktadır.

KİTRE

Ebru yapımında kullanılan suyun belli bir yoğunluğa sahip olması ve özel olarak hazırlanan boyayı üzerinde tutabilmesi gerekmektedir, herhangi bir suyla ebru yapılamaz. Ebrunun suyuna bu özelliği veren maddenin ismi kitredir. Kitre, Türkiye'nin güney ve güneydoğu bölgelerinde kırlarda yetişen yabani bir dikenin(geven) özsuyudur. Yerel halk, kırlarda geven dikeninin gövdesine bıçakla çizik atar, birkaç gün beklerler.

Bitkinin özsuyu çizik bölgeden akar ve kurur. Bir ağaç kabuğuna benzer görünüm alır. Bu kabuklar tek tek toplanır. Kabuk şeklinde olan kitre aktarlarda satılmaktadır. Ebrunun suyu hazırlanırken saf suyun içine belli ölçülerde kitre konulur. Su, ağzı kapalı bir kapta bu şekilde bir süre bekletilir. Belli zaman aralıklarıyla mıncıklanarak eriyen kitre özünün dağıtılması gerekir. Suyun yeterli yoğunluğa ulaşmasından sonra, içinde kalan erimemiş kitre kalıntılarını ayırmak için, ebru suyu iyice süzülmelidir. Kitre ebru yapımında kullanılan, suyun belli bir yoğunlukta olması için suya karıştırılan maddelerden biridir.

Metin: Türkçe Vikipedi, “Ebru” (sürüm 38314479), CC BY-SA 4.0 — dergi için derlenip kısaltılmıştır. Görsel sahipleri ve lisanslar görsellerin altındadır.

TürkAta Dergisi Sayı 1, sayfa 46
Sayfa 46

EL SANATL ARI · RESİM

Osmanlı minyatürü

Osmanlı minyatür sanatı, Osmanlı saray kültürünü yansıtan, el yazmaları gibi lüks öğeleri süsleyen genelde Padişah ve diğer yüksek mertebelilere sunulmuş bir resim sanatıdır.

Matrakçı Nasuh: İstanbul minyatürü

Görsel: Matrakçı Nasuh · Kamu malı

Osmanlı minyatür sanatı, Osmanlı saray kültürünü yansıtan, el yazmaları gibi lüks öğeleri süsleyen genelde Padişah ve diğer yüksek mertebelilere sunulmuş bir resim sanatıdır. Minyatür sanatı İslam dünyasında özellikle yer bulmuş bir saray sanatıdır. Yüksek gelişmişliğe ve kapsamlılığa, geç Orta Çağ'da İran, Irak, Orta Asya ve Anadolu'da bulunan Türk ve Pers hanedanlıkları dönemlerinde erişmiştir. Osmanlı miniyatür sanatı, hep birlikte kitap sanatı olarak anılan hat, nakş, tezhip, ebru ve cilt gibi birbiriyle ilişkili geleneksel sanatlardan biridir. Minyatür sanatının Osmanlı himayesinde gelişip özgün Osmanlı minyatürü haline gelmesi II.

Mehmed'ten I. Süleyman'a kadar olan dönemde gerçekleşmiş, 18. yüzyıla kadar da Minyatür sanatı Osmanlı sarayında önemli bir yer teşkil etmiştir. Osmanlı devletinde süslü el yazma üretiminin ana kaynağı Osmanlı İmparatorluk Nakkaşhanesi olmuştur. İstanbul'un fethinden kısa bir süre sonra II. Mehmed tarafından Topkapı sarayının hemen dışında inşa edilmiştir.

Nakkaşhanede çalışan sanatçıların bir bölümü ufak atölyelerde de faaliyet göstermişlerdir. Sanatçılara kitap sanatı üzerinde çıraklık eğitimi de verilmiştir. Nakş ustaları nakkaş olarak bazen de minyatürist olarak adlandırılmışlardır. Nakkaşların eserleri tahta oymacılığından, seramik ve minyatür sanatına kadar geniş bir çeşitlilik içermiştir. 16. yüzyıl boyunca Osmanlı Nakkaşhanesinde özellikle Herat, Semerkant, Şiraz, Bağdat ve Tebriz saraylarından nakkaşların getirilmesiyle büyük değişimler yaşanmıştır. Sonrasında da Balkanlar, Avrupa ve

GELİŞİM VE TARİHÇE

Minyatür sanatının Osmanlılara geçişi Osmanlıların etkileşim içerisinde bulunduğu kendinden önce ve aynı dönem var olmuş İlhanlılar, batı İran, Irak ve Kafkasya yöresinde bulunan Karakoyunlular, kuzey batı İran ve doğu Anadolu'da bulunan Akkoyunlular, İran ve Orta Asya'da bulunan Timurlular ve Memlûkler vasıtasıyla geçmiştir. Özellikle Fars kültürü Osmanlı Saray kültürüne model olmuş ve Osmanlı sanatı ve edebiyatı Fars kültüründen güçlü bir şekilde etkilenmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda, minyatür sanatı etkileşim halinde olduğu bu kültürlerden izler barındırmakla birlikte, Osmanlı döneminde kendine özgü bir şekil almıştır. Osmanlıların ayrıca Avrupa, Balkan ve Akdeniz topluluklarıyla da kültürel alış veriş içerisinde olması bunda etkili olmuştur.

II. MEHMED DÖNEMİ

Osmanlı devletinde minyatür sanatı 15. yüzyıl ortalarında önem kazanmaya başlamıştır. II. Mehmed'in minyatür sanatına olan ilgisi bu sanatın gelişiminde önemli rol oynamıştır. İstanbul fetih edilmeden evvel Edirne'de bir saray Nakkaşhânesi fetihten sonra da İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın yakınlarına imparatorluk Nakkaşhânesi yaptırmıştır. II. Mehmed'in imparatorluk vizyonunun bir parçası olarak sanata büyük önem vermiş olmasından dolayı, imparatorluğun tüm bölgelerinden ve ötesinden sanatkarlar İstanbula getirilimiştir bu dönemde.

Orta Asya'dan resim ustalarının gelişiyle resimde batı ve doğu usulleri Osmanlı nakkaşhanesinde harmanlanmıştır.

Metin: Türkçe Vikipedi, “Osmanlı minyatürü” (sürüm 38067415), CC BY-SA 4.0 — dergi için derlenip kısaltılmıştır. Görsel sahipleri ve lisanslar görsellerin altındadır.

TürkAta Dergisi Sayı 1, sayfa 47
Sayfa 47

EL SANATLARI · YAZI

Hüsn-i hat

Bir icazetname (hat sanatı)

Görsel: 'Ali Ra'if Efendi · Kamu malı

Hüsn-i hat, Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. "İnce, uzun, doğru yol, birçok noktanın birbirine bitişerek sıralanmasından meydana gelen çizgi, çizgiye benzeyen şeyler ve yazı" anlamlarına gelen hat; İslam kültüründe "yazı" ve "güzel yazı" (hüsn-i hat, hüsnü'l hat, el-hattu'l hasen) manalarında kullanılmıştır. Hat sanatkarına verilen isim olan "hattat" tahminen 4. - 5. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmıştır. İlk hattat Ali, hat sanatını kullanarak Kur'an-ı Kerim'in güzel biçimde yazılmasını sağlamıştır.

HAT TÜRLERİ

Ayasofya’daki hat levhalardan biri

Görsel: The original uploader was Ogodej at Hungarian Wikipedia. · CC BY-SA 3.0 Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan başlıca yazı çeşitlerin Makîlı ve Kûfi'dir. Bu yazıların köşelenmesi ve yuvarlanıp yumuşatılması halinde ortaya çıkmış diğer yazı çeşitleri Muhakkak, Nesih, Rika, Reyhânî, Sülüs ve Tevkî gibi çeşitlerdir. Bunların geneline Aklam-ı Sitte denir. bunlar dışında Tâlik, Tomar, Divâni, Sümbüli, İcaze ve Gubarî gibi hat çeşitleri de vardır. Bölgelere göre hatlar Mağribî (Kayrevânî, Endülüsî, Fâsî, Mağribî, Sudanî), Tâlik (Tâlik, Nestâlik, Divanî, Şîkeste, Divanî Celî) ve Uzakdoğu (Sinî, Cavî) olarak da adlandırılabilecek çeşitleri vardır.

Metin: Türkçe Vikipedi, “Hüsn-i hat” (sürüm 36808911), CC BY-SA 4.0 — kısaltılmıştır.

EL SANATLARI · YALDIZ

Tezhip

T

Yeserizade Hilye-i Şerif (hat ve tezhip)

Görsel: Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi · CC0

Hafız Osman’ın hilyesi, 1691–1692 (Chester Beatty Kütüphanesi)

Görsel: Hafız Osman · Kamu malı

ezhip (romanize: Tezhib), levhaların, yazma eserlerin ve sayfaların yaldız ve boya kullanılarak süslenmesi, yaldızlanmasıyla yapılan süsleme sanatıdır. Tezhip sanatını icra eden erkeklere müzehhip kadınlara müzehhibe adı verilir. Tezhip, günümüzde daha çok İslam kültürüne ait kitap süsleme sanatlarına verilen isimdir.. Tezhip sanatı, öncelikle hat sanatının etrafının bezenmesi amaçlı kullanılmış, günümüzde tek başına pano olarak da kullanılmaktadır. Basit bir anlatımla çoğunlukla stilize edilmiş bitki formları ya da desenlerden oluşan kimi zaman simetrik tasarımlardır. Tezhipte "klasik yaklaşım", tarih boyunca oluşturulmuş ve kullanılmış formlar ve desenleri yinelemek, form ve desenlerin ana yapılarını bozmadan değişik kompozisyonlarda kullanmaktır. Buna karşın, bazı tezhip sanatçıları klasik form ve desenleri kendi görüş ve algılarına göre değiştirerek değişik kompozisyon ve malzemelerle daha özgür bir yaklaşım tarzı kullanmaktadır. Eski sanatçılara, Rikkat Kunt ve Ülker Tansı örnek verilebilir. Hat ve cilt sanatlarında altınla yapılan tezhibe halkari denmektedir. Rumî ve Hatayî üsluplarında, kitapların zahriye, hatime, başlık, serlevha, mihrabiye kısımları tezhiple süslenir. Küçük yıldız ve çiçeklere nokta, geometrik olanlara mücevher, altıgenlere şeşhane, beşgenlere seberk denir. Kur'an'da secde ayetlerine denk gelen yerlerde vakıf gülü, hizip gülü, cüz gülü bulunur. Varakçı ve cetvelkeş denilen ustaları vardır. Kalemfırça, zermühre, boyalar müzehhiplerce sıkça kullanılan aletlerdendir.

Metin: Türkçe Vikipedi, “Tezhip” (sürüm 37788441), CC BY-SA 4.0 — kısaltılmıştır.