
Yavuz Sultan Selim kendine atılan tokatın intikamını nasıl aldı? Kesin bir kaynağı olmayan bu hikayeyi bilenleriniz vardır.
“Sanma Şahım” şiirini de işledik. O zamanlardan beri halk arasında konuşulan bu hikaye ile bırakıyoruz sizleri.
Tarih, bazen sadece savaş meydanlarında değil, zekâ oyunlarında ve keskin kelimelerde de yazılır. Osmanlı tarihinin en kudretli padişahlarından biri olan Yavuz Sultan Selim ile Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail arasındaki rekabet, resmi tarih kitaplarının ötesine geçerek halkın hayal gücüyle harmanlanmış epik bir hikâyeye dönüşmüştür. Bu hikâyelerin en bilineni ise meşhur “tokat” ve “satranç” hadisesidir.
Rivayete göre Şehzade Selim, henüz Trabzon Valisi iken Safevi Devleti’ndeki gelişmeleri yakından takip etmekte ve Şah İsmail’in gücünü bizzat tartmak istemektedir. Kimliğini gizleyerek, bir derviş kılığında Tebriz’e gider. Amacı hem bölgeyi tanımak hem de Şah’ın meşhur satranç ustalığını sınamaktır.
Tebriz’de derviş kıyafetiyle dolaşırken yolu Şah İsmail’in meclisine düşer. Dönemin en iyi satranç oyuncularını dize getiren Şah’ın karşısına çıkar. Selim, ilk oyunda stratejik bir hamleyle bilerek yenilir; amacı Şah’ın oyun tarzını çözmektir. Ancak ikinci oyunda ustalığını konuşturur ve Şah İsmail’i mat eder.

Bir dervişe yenilmeyi hazmedemeyen Şah İsmail, öfkesine hâkim olamaz ve “Sen nasıl olur da bir şahı mat edersin!” diyerek Selim’e sert bir tokat atar. Selim, kimliğini açık etmez ama bu aşağılamayı asla unutmaz. Meclisten ayrılırken Şah’ın yüzüne bakarak o meşhur dizeyi (veya benzeri bir uyarıyı) mırıldandığı söylenir. Bu tokat, sadece bir şehzadenin yanağında değil, iki devletin kaderinde de derin bir iz bırakacaktır.
Yıllar geçer, Şehzade Selim “Yavuz” unvanıyla Osmanlı tahtına oturur. 1514 yılında ordusuyla Çaldıran Meydanı’na geldiğinde, aslında o eski hesabın peşindedir. Rivayet odur ki; Yavuz Sultan Selim, zafer kazandıktan sonra Şah İsmail’e gönderdiği mektuplarda veya elçiler aracılığıyla o günü hatırlatır. Attığı her askeri ve siyasi hamle, yıllar önce Tebriz’de yediği o tokatın bir iadesi niteliğindedir.
Bu efsane ile özdeşleşen ve genellikle Yavuz Sultan Selim’e atfedilen meşhur dörtlüğü (kare şiir/vezni aher) hatırlamakta fayda var:
Sanma şâhım / herkesi sadakatle / yâr olur Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur Sâdıkâne / belki ol / âlemde bir / dildâr olur Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur
Bu şiir soldan sağa okunduğu gibi yukarıdan aşağıya okunduğunda da aynı dizeleri verir. Tıpkı bir satranç tahtası gibi kurgulanmış olan bu edebi sanat, padişahın hem zekâsını hem de “kimseye güvenme” mesajını simgeler.
Akademik tarihçiler, bir Osmanlı padişahının veya şehzadesinin tek başına Tebriz’e gitmesini ve Şah ile satranç oynamasını gerçekçi bulmazlar; zira devlet yönetimi ve güvenlik protokolleri buna izin vermez. Ancak bu halk hikâyesi, Yavuz Sultan Selim’in kararlı, zeki ve intikamcı karakterini halkın gözünde nasıl devleştiğini gösterir.
Bu hikâye bize şunu anlatır: Gerçek liderler, kendilerine yapılan bir haksızlığı asla unutmazlar ve intikamlarını fevri çıkışlarla değil, sabırla örülmüş büyük bir zaferle alırlar. Tebriz’de atılan o tokat, Çaldıran’da bir imparatorluğun yükselişiyle cevaplanmıştır.
Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail Efsanesi
Yorum Yaz