
Yayin Tarihi 19 Nisan, 2011
Kategori AHMED YESEVÎ VE DİVAN-I HİKMET
DİVAN-I HİKMET
1. Hikmet Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip Taleb edenlere inci, cevher saçtım ben işte. Riyazeti sıkı çekip, kanlar yutup “İkinci defter” sözlerini açtım ben işte. Sözü söyledim, her kim olsa cemale talip Canı cana bağlayıp, damarı ekleyip, Garip, yetim, fakirlerin gönlünû okşayıp Gönlü kırık olmayan kişilerden kaçtım ben işte. Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol Mahşer günü dergahına yakın ol Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte. Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu O gece Mirac’a çıkıp Hakk cemalini gördü Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu Gariplerin izini arayıp indim ben işte. Ümmet olsan, gariplere uyar ol Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol Rızk, nasip her ne verse, tok gözlü ol Tok gözlü olup şevk şarabını içtim ben işte. Medine’ye Rasűl varıp oldu garip Gariplikte sıkıntı çekip oldu sevgili Cefa çekip Yaradan’a oldu yakın Garip olup menzillerden geçtim ben işte. Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla Mustafa gibi ili gezip yetim ara Dünyaya tapan soysuzlardan yüzünü çevir Yüz çevirerek derya olup taştım ben işte. Aşk kapısını Mevlâm açınca bana değdi Toprak eyleyip “Hazır ol!” deyip boynumu eğdi Yağmur gibi melâmetin oku değdi Ok saplanıp yürek, bağrımı deştim ben işte. Gönlûm katı, dilim acı, özüm zalim Kur’an okuyup amel kılmıyor sahte alim Garip canımı harcayayım, yoktur malım; Haktan korkup ateşe düşmeden piştim ben işte. Altmış üçe yaşım ulaştı, geçtim gafil; Hakk emrini sıkı tutmadım, kendim cahil; Oruç, namaz kazaya bırakıp oldum ergin; Kötüyû izleyip iyilerden geçtim ben işte. Vah ne yazık, sevgi kadehini içmeden, Çoluk-çocuk, ev-barktan tam geçmeden Suç ve isyan dûğümünü burada çözmeden Şeytan galip, can verirkende şaştım ben işte. İmanıma çengel vurup kıldı gamlı, Mürşid-i kamil Hazır ol!” deyip saçtı koku Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti kirli Allah’a hamd olsun, iman nuru açtım ben işte. Mürşid-i kamil hizmetinde gidip yürüdüm; Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum; Yardım etti, Şeytanı kovalayıp sûrdüm; Ondan sonra kanat çırpıp uçtum ben işte. Garip, fakir, yetimleri sevindiresin; Parçalayıp aziz canını eyle kurban; Yiyecek bulsan, canın ile misafir Hak’tan işitip bu sözleri dedim ben işte. Garip, fakir, yetimleri her kim sorar, Râzı olur o kulundan Allah. Ey habersiz, sen bir sebep, kendisi saklar; Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim ben işte. Yedi yaşta Arslan Baba ya verdim selâm; “Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan” İşte o zamanda binbir zikrini eyledim tamam Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim ben işte. Hurma verip, başımı okşayıp nazar eyledi Bir fırsatta âhirete doğru sefer eyledi “Elveda” deyip bu âlemden göç eyledi Medreseye varıp, kaynayıp coşup taştım ben işte. Sünnet imiş, kâfir de olsa, verme zarar Gönlü katı, gönül inciticiden Allah şikayetçi; Allah şahid, öyle kula “Siccin” hazır Bilgelerden işitip bu sözü söyledim ben işte. Sünnetlerini sıkı tutup ümmet oldum: Yer altına yalnız girip nura doldum; Hakk’a tapanlar makamına mahrem oldum, Bâtın mızrağı ile nefsi deştim ben işte. Nefsim beni yoldan çıkarıp hakir eyledi Çırpındırıp halka ağlamaklı eyledi Zikr söyletmeyip şeytan ile dost eyledi; Hazırsın deyip nefs başını deldim ben işte. Kul Hoca Ahmed, gaflet ile ömrün geçti; Vah ne hasret, gözden, dizden kuvvet gitti; Vah ne yazık, pişmanlığın vakti yetişti; Amel kılmadan kervan olup göçtüm ben işte 2. Hikmet Ey dostlar, kulak verin söylediğime, Ne sebepten altmış üçte girdim yere? Mirâc sırasında Hakk Mustafa ruhumu gördü, O sebepten altmış üçte girdim yere. Hakk Mustafa Cebrâil’den eyledi sual “Bu nasıl ruh, bedene girmeden buldu kemal?” Gözü yaşlı, halkın başçısı, bedeni hilal; O sebepten altmış üçte girdim yere. Cebrail dedi: “Ümmet işi size tam hak Göğe çıkıp meleklerden alır ders Feryadına feryad eder yedi kat gök… ” O sebepten altmış üçte girdim yere Önce “Elestû birabbikum?” dedi bil Hakk “Kalu bela” dedi ruhum, aldı ders Hak Mustafa oğul” dedi bilin mutlak O sebepten altmış üçte girdim yere “Evladım” deyip Hakk Mustafa eyledi kelam Ondan sonra bütün ruhlar eyledi selâm Rahmet denizi dolup taş, diye yetişti haber O sebepten altmış üçte girdim yere. Rahim içinde belirdim, ses geldi; “Zikir söyle!” dedi, organlarım titreyiverdi Ruhum girdi, kemiklerim Allah” dedi; O sebepten altmış üçte girdim yere. Dörtyüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak Nice yıllar dolaşıp halka yol gösterecek On dört bin alimler hizmet eyleyecek O sebepten altmış üçte girdim yere. Dokuz ay ve dokuz günde yere düştüm; Dokuz saat duramadım, göğe uçtum; Arş ve Kürsü derecesini varıp kucakladım; O sebepten altmış üçte girdim yere. “İnna fetehna… “yı okuyup anlam sordum; Işık saldı, kendimden geçip cemal gördüm; Hocam vurup “Sus'” dedi, bakıp durdum; Yaşımı saçıp, çâresiz olup durdum ben işte. “Ey cahil, gerçek bu!” diye söyledi, bildim; Ondan sonra çöller gezip Hakk’ı sordum; Nasip etti, şeytanı tutup bindim; Kararlı olup, belini basıp ezdim ben işte. Zikrini tamam eyleyip döndüm divaneye; Hakk’tan başka birşey demeyip bilmeyene Mumunu arayıp çırak girdim pervaneye; Kor ateş olup, kavrulup yanıp söndüm ben işte. Nam ve nişan hiç kalmadı, “Lâ… -La…” oldum; Allah zikrini diye diye “…illâ…” oldum; Halis olup, muhlis olup “…lillah” oldum; “Fena fillah” makamına geçtim ben işte. Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm; Dileğimi deyip, Hakkâ bakıp yaşımı döktüm; Yalancı âşık, sahte sufi gördüm, kötüledim O sebepten altmış ûçte girdim yere. Candan geçmeden “Hû Hû” demenin hepsi yalan; Bu arsızdan sormayın sual, yolda kalan; Hakk’ı bulanın özü gizli, sözü gizli O sebepten altmış üçte girdim yere. Bir yaşımda ruhlar bana pay verdi; İki yaşta peygamberler gelip gördü; Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu; O sebepten altmış üçte girdim yere. Dört yaşımda Hakk Mustafa verdi hurma. Yol gösterdim, yola girdi, nice günahkar Nereye varsam Hızır Baba’m bana yoldaş O sebepten altmış üçte girdim yere. Beş yaşımda belimi bağlayıp ibadet eyledim Nafile oruç tutup âdet eyledim Gece gűndüz zikrini deyip rahat eyledim O sebepten altmış üçte girdim yere. Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden; İlgimi kesip bütün tanıdık bağlardan; O sebepten altmış üçte girdim yere. Yedi yaşta Arslan Baba’m arayıp buldu; Her sırrı görüp perde ile sarıp kapadı Allah’a hamd olsun, gördüm” dedi, izimi öptü; O sebepten altmış üçte girdim yere. Azrail gelip Arslan Baba’mın canını aldı; Huriler gelip ipek kumaştan kefen eyledi Yetmişbin melekler toplanıp geldi; O sebepten altmış üçte girdim yere. Namazını kılıp yerden kaldırdılar Bir anda cennet içine ulaştırdılar, Ruhunu alıp “İlliyyin” cennetine girdirdiler O sebepten altmış üçte girdim yere. Allah, Allah yer altında vatan eyledi Münker-Nekir “Men rabbük?” deyip soru sordu; Arslan Baba’m İslâm’ından beyan eyledi O sebepten altmış üçte girdim yere. Akıllı isen, erenlere hizmet eyle Emr-i mâruf kılanları aziz eyle Nehy-i münker kılanları hürmetli eyle O sebepten altmış üçte girdim yere. Sekizimde sekiz yandan yol açıldı; “Hikmet söyle!” diye, başlarıma nur saçıldı; Allah’a hamd olsun, Pir-i kamil mey içirdi; O sebepten altmış üçte girdim yere. Pir-i kamil Hakk Mustafa, şüphesiz bilin; Nereye varsan, vasfını söyleyip saygı gösterin Salât-selâm deyip Mustafa ya ümmet olun; O sebepten altmış üçte girdim yere. Dokuzumda dolanmadım doğru yola; Teberrük deyip alıp yürüdü elden ele; Sevinmedim bu sözlere kaçtım çöle; O sebepten altmış üçte girdim yere. On yaşında delikanlı oldun Kul Hoca Ahmed; Hocalığa bina koyup, eylemeden ibadet; Hocayım, deyip yolda kalsan, vay ne hasret O sebepten altmış üçte girdim yere. 3. Hikmet Her sabah vakti ses geldi kulağıma Zikr söyle!” dedi, zikrini söyleyip yürüdüm ben işte. Aşıksızları gördüm ise, yolda kaldı; O sebepten aşk dükkanını kurdum ben işte. Onbirimde rahmet deryası dolup taştı; “Allah!” dedim, şeytan benden uzak kaçtı; Hay u heves, ben-bencillik durmayıp göçtü; On ikide bu sırları gördüm ben işte. Onüçümde nefsani arzuları ele aldım Nefs başına yüz bin bela sarıp saldım; Kibirlenmeyi ayak altında basıp aldım; Ondördümde toprak gibi oldum ben işte. On beşimde huri ve gılman karşı geldi; Başını eğip, el bağlayıp saygı gösterdi Firdevs adlı cennetinden haberci geldi; Cemali için hepsini terk ettim ben işte. Onaltımda bütün ruhlar pay verdi; “Hay hay size müberek olsun” deyip Adem geldi; “Evladım!” deyip, boynuma sarılıp gönlümü aldı; On yedimde Türkistan da durdum ben işte. Onsekizde Kırklar ile şarap içtim; Zikrini söyleyip, hazır durup göğsümü deştim; Nasip kıldı, cennet gezip huriler kucakladım; Hakk Mustafa cemallerini gördüm ben işte. Ondokuzda yetmiş makam açığa çıkarıldı Zikrini söyleyip, iç ve dışım temizlendi; Nereye varsam, Hızır Baba’m hazır oldu; Gavslar gavsı mey içirdi, doydum ben işte. Yaşım yetti yirmiye, geçtim makam Allah’a hamd olsun, pir hizmetini eyledim tamam Dünyadaki kurt ve kuşlar eyledi selâm O sebepten Hakk’a yakın oldum ben işte. Mümin değil, hikmet işitip ağlamıyor; Erenlerin söylediği sözü dinlemiyor Ayet hâdis, Kur’ân’ı anlamıyor Bu rivayeti Arş üstünde gördüm ben işte. Rivayeti görüp Hakk’la söyleştim ben; Yüz bin türlü meleklere yüzleştim ben; O sebepten Hakk’ı söyleyip izleştim ben Can ve gönlümü O’na feda kıldım ben işte. Kul Hoca Ahmed yaşın ulaştı yirmi bire Neyleyeceksin, günahların dağdan ağır; Kıyamet günü gazap eylese, Rabbim Kadir; Ey dostlar, nasıl cevap söyleyim ben işte. Kaynak: divanihikmet.net Yorumlar
2) DİVAN-I HİKMET (1-3) –
Yorum Yaz