
Osmanlı payitahtı İstanbul, yüzyıllar boyunca yalnızca devlet aklının tecelli ettiği bir merkez değil; medeniyetlerin, inançların ve insan tecrübelerinin iç içe geçtiği büyük bir sahne olmuştur. Bu kadim şehirde sarayların ihtişamı ile sokakların gündelik telaşı, bazen görkemli bazen de sarsıcı hadiselerle tarihe iz bırakmıştır. Devletin kudretini temsil eden kubbelerin gölgesinde, insan ile tabiat arasındaki ilişkinin en dikkat çekici örnekleri yaşanmış; kimi zaman bu ilişki hayranlık uyandırmış, kimi zaman ise derin tartışmalara yol açmıştır.
III. Murat devrinin sonlarına doğru cereyan eden ve halk hafızasında “maymunların idamı” olarak anılan hadise, işte bu çok katmanlı tarihî atmosferin çarpıcı bir tezahürü olarak karşımıza çıkar.
Dönemin çeşitli kayıtları ve rivayetleri, maymunların yalnızca eğlence maksadıyla beslenmediğini; bilhassa denizcilik faaliyetlerinde keskin sezgileri sebebiyle gözcülük görevlerinde değerlendirildiklerini ortaya koymaktadır. Ufukta beliren gemileri erkenden fark ettikleri anlatılan bu canlılar, Osmanlı’nın pratik zekâsını ve doğadan istifade etme kabiliyetini yansıtan ilginç bir örnek olarak zikredilmiştir. Nitekim bazı tarihî kaynaklar, bu ilginin devletin refah dönemleriyle paralel şekilde arttığını kaydeder.
İslam ilim geleneğinin önemli eserlerinden Kemaleddin ed-Demirî’nin Hayâtü’l-Hayevan adlı çalışmasında aktarılan bilgiler de, maymunların farklı coğrafyalarda çeşitli işlerde kullanılabildiğine işaret eder. Bu çerçevede insan ile hayvan arasındaki ilişkinin sadece sembolik değil, aynı zamanda işlevsel bir boyut taşıdığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki bu durum, toplumun tüm kesimleri tarafından aynı şekilde karşılanmamıştır. Bazı dinî ve muhafazakâr çevrelerde, maymunların şehir hayatında görünür hale gelmesi ve eğlence unsuru olarak benimsenmesi ahlaki ve toplumsal düzen açısından sakıncalı görülmüştür. Bu eleştiriler zamanla daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmış, toplum içinde belirgin bir gerilim oluşmuştur.

Bu gerilimin sembol isimlerinden biri olarak kaynaklarda “Maymunkeş” lakabıyla anılan Molla Abdülkerim Efendi öne çıkar. Sert üslubu ve tesirli vaazlarıyla bilinen Molla’nın çağrıları neticesinde halk arasında bir tepki dalgası doğmuş; rivayetlere göre İstanbul’un bazı bölgelerinde maymunların topluca öldürüldüğü hadiseler yaşanmıştır. Olayın kapsamı ve ayrıntıları hususunda tarihçiler arasında farklı değerlendirmeler bulunsa da, bu anlatılar dönemin zihniyet dünyasını anlamak bakımından dikkate değerdir.
Bu hadise, Osmanlı toplumunun bir yandan kozmopolit yapısının sunduğu yeniliklere açık olduğunu, diğer yandan geleneksel değerleri koruma yönündeki hassasiyetinin güçlü biçimde varlığını sürdürdüğünü gösterir. İstanbul’un çok katmanlı sosyal dokusu içinde ortaya çıkan bu tür olaylar, değişim ile süreklilik arasındaki dengenin her zaman kolay kurulamadığını hatırlatmaktadır.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, III. Murat devrinde yaşanan bu olay yalnızca tarihî bir anekdot olarak değil; toplumsal dönüşümlerin, algı farklılıklarının ve kültürel gerilimlerin somut bir örneği olarak değerlendirilmelidir. Tarih, çoğu zaman büyük zaferlerin ve siyasî kararların ötesinde, böylesi küçük fakat anlam yüklü hadiselerde de kendini gösterir.
Sonuç itibarıyla, İstanbul’un hafızasında yer eden bu hadise; insan, tabiat ve toplumsal değerler arasındaki ilişkinin ne kadar hassas ve çok boyutlu olduğunu ortaya koyan ibretlik bir örnek olarak önemini korumaktadır. Payitahtın taş sokaklarında yankılanan bu eski hikâye, geçmişin yalnızca ihtişamdan ibaret olmadığını; aynı zamanda tartışmaların, korkuların ve arayışların da tarih sahnesinde iz bıraktığını bizlere hatırlatır.
İstanbul’un maymunlarla imtihanı
Yorum Yaz